|
BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT Necip YARIZ “SAVAŞ BARIŞTIR! George Orwell’ın “Bin Dokuz yüz Seksen Dört” adlı korku ütopyasının temel görüşü bu üç cümlecik. Adına bakmayın; kitap 1984’ten yaklaşık kırk yıl önce yazılmış. Lakin düzene başkaldırı içerdiği için yayınlanması zaman almış. George Orwell hayatının çoğunu siyasi fikir akımları ile boğuşmak ile geçirmiş. Önce Komünizm sonra Sosyalizm… Birçok siyasi akıma baş koymuş ama bakmış ki her birinde bir yanlış, her birinde bir zulüm, her birinde haksızlık. Tutunamamış hiçbirine. İşte George Orwell böyle bir ortamda isyanını önce “Hayvan Çiftliği” ile dile getiriyor. Ardından ise “Bin Dokuz yüz Seksen Dört”. MEHMET ALİ BULUT’LA RÖPORTAJ
Çok güzel bir kitap okur, yazarını; etkileyici bir program izler, yapımcısını merak eder, onunla görüşmeyi çok istersiniz. Hele ki ulaşmak istediğiniz kişi ünlü ve yoğunsa bu görüşme sizin için ancak bir hayal olur. “Ahh, keşke bir fırsat olsa.” dersiniz. Sonra bir bakarsınız hayalinizle gerçek arasında bir adım kalmış ve hayal artık gerçek olmuştur da siz hala inanamamışsınızdır. İşte biz de bu duygularla yola koyuluyoruz. CANIM KARDEŞİM DOĞUYOR M. Enes KILINÇ Bundan sekiz dokuz sene öncesi idi, kardeşim doğacaktı. Kardeşimin doğacağını, ikinci bir kardeşimin olacağını hem de erkek olacağını öğrenince çok mutlu olmuştum. Artık okula daha bir başka gidip geliyor artık daha farklı yaşıyordum. Kardeşimin doğacağı günü sabırsızlıkla bekliyordum. Bir de karar almıştım; kardeşim doğar doğmaz günlük yazmaya başlayacaktım. Tam doğduğu gün yazıp o büyüyene kadar yazmaya devam edip ona ileride gösterecektim. |
MEÇHULÜN HATIRLATTIĞI ŞİFA Sümeyye ÖZGAT Haftalardır amansız hastalığın pençesindeydi. Maddi imkânsızlıklar ve hayatın yoruculuğu ciğerlerini iflas ettirmişti. İyileşmesi bir muammaydı. Ailesi yanındaydı ama hayatını birleştirmek istediği kadın, geçen akşam nişan yüzüğünü bırakıp gitmişti. Hastalığını bahane etmişti, oysa mantıklı düşünse, bu hastalık evlendikten sonra da olabilirdi. Kim, kime ne zaman ve nerede ne olacağını bilemezdi ki. Ailesi çok değerliydi, ama kalbinin bir tarafı kırıktı ve yalnızlık duygularıyla dolmuştu. Hayat anlamsızdı, bu psikoloji hastalığını da artırıyordu. Bu sabah hastanedeki odasının camından bakarken bir çocuğun bağrışıyla kendine geldi. Çocuk: “İstanbul’a bahar geldi!” demişti. Donup kalmış, zihninde şimşekler çakmıştı. Her kış ölüme boyun eğen varlıklar baharda tazelenmekten vazgeçmiyorlardı. Bu nasıl bir sabır ve yaşama azmiydi. Aklına çocukça bir fikir geldi. Normal bir insan için doğru bir şey değildi yapacağı, ama ölümün kıyısına yaklaşmış birisi için istekler vazgeçilmezdi. Günlerdir kapalı tuttuğu telefonunu çekmeceden çıkardı. Açtı ve içinden gelen rakamları yazarak bir numara çevirdi. Telefon çalıyordu. *Gaziosmanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün Düzenlemiş Olduğu “Öğretmenler Günü” Şiir Yarışmasında İkincilik Alan Şiir “ÖĞRETMENİM” DERKEN Nursena ÇOBAN Yazılmayı bekleyen bir defterim. Tek isteğin bizim öğrenmemizdi, Seni anlatan kelimeler eksik Beni yetiştiren tebeşirli ellerin, Bir gün biri gelip de yanına, GİZLİ ve SAKLI Dilara Zeynep GÜRER Akşama doğru bir güneş batarken, dağların, ovaların arkasından kayıp giderken güneş, ben, izlemekteyim o güzelliği; ama belki sadece benim için güzel olan güzelliği… Sadece benim gözlerim görüyorsa ondaki ihtişamı, sadece benim kalbim hissediyorsa o anı, o benim güzelliğimdir ve belki sadece benim hissedebildiğimdir. O an bir yağmur damlası düşerse elime ve ben ondaki soğukluğu ve ıslaklığı kabullenirsem, mutlu olurum, sadece mutlu. Ya da gözyaşını hatırlatırsa bana, ağlamak istersem, küçük yağmur tanesi üzerse beni, üzülürüm… İşte her şey bende gizli…
|
